
Karolinska Enstitüsü araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmada, CRISPR-Cas9 gen düzenleme teknolojisi kullanılarak hastaların bağışıklık sisteminin insülin üreten hücrelere saldırması engellendi. Geliştirilen bu yeni protokol, pankreastaki beta hücrelerini koruma altına alarak vücudun doğal glikoz dengesini yeniden kurmasını sağlıyor. Stockholm merkezli laboratuvarlardan gelen son verilere göre, deneye katılan gönüllülerin %80'inde dışarıdan insülin alımına duyulan ihtiyaç tamamen ortadan kalktı.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bu gelişmeyi "21. yüzyılın en büyük tıbbi zaferlerinden biri" olarak nitelendirdi. Geleneksel tedaviler sadece semptomları kontrol altında tutarken, bu yöntem doğrudan hastalığın genetik kökenine müdahale ediyor. Uzmanlar, gen terapisinin sadece diyabet değil, diğer otoimmün hastalıklar için de bir şablon oluşturacağını vurguluyor. Biyoteknoloji şirketleri şimdiden bu yöntemi küresel ölçekte erişilebilir kılmak için seri üretim lisansları üzerine görüşmelere başladı.
Haberin duyulmasının ardından medikal teknoloji hisselerinde büyük bir hareketlilik yaşanırken, hasta dernekleri bu durumu "özgürlük günü" olarak tanımladı. Eğer üçüncü aşama deneyler de öngörüldüğü gibi sonuçlanırsa, Tip 1 diyabet 2027 yılı itibarıyla "tedavi edilebilir hastalıklar" listesine resmen girecek. Bu durum, sağlık sistemlerindeki maliyet yükünü azaltırken milyonlarca insanın yaşam kalitesini kökten değiştirecek.




