Yazarlar

Aziz Mahmut Hudai Hazretleri’nin duası

Allahümme ya Hadi,
Assan eyle yolumuz,
Sehhil ubural vadi,
Tiz geçir tut elimiz.

Aziz Mahmut Hudai Hazretleri bu güzel duayı asırlar önce etmiş. Duanın manasına gelince, Hazret, fırtınalı bir günde dönemin padişahının davetine gitmek istemiş. Ancak fırtına sebebiyle deniz kabarmış da kabarmış. Hava puslu ve yağışlı, rüzgâr keskinmiş. Üsküdar’dan karşıya, saraya kendisini götürebilecek bir kayık ararken. Bütün kayıklar bağlı oldukları iskelelerde bile, kabaran boğazın dalgalarıyla batıp çıkıyormuş. Böyle havada değil kayıkla Boğazı geçmek, kıyıda durmak bile mümkün değilmiş. Hazret, bir kayıkçı bulmuş ve demiş ki, “Beni karşıya geçirir misin?” Kayıkçı büyük Allah dostunu tanımış ama tereddüt etmiş. “Aman efendim nasıl olur?” Hüdai Hazretleri kayıkçının omzuna şefkatle dokunarak, “Olur olur!” demiş. Kayıkçı böyle bir büyük zattan gelen talebe karşı içinde bir şüphe duysa da, “vardır bir hayır!” diyerek kayığını hazırlamış.

Boğazın inip çıkan dalgaları görenleri ürkütse de, kayığa binmişler. Hüdai Hazretleri bu güzel duayı okur okumaz, o dalgalı denizde kayıklarının gittiği güzergahta deniz durulmuş, havanın şiddeti ise sanki açılan o yolda yok gibiymiş. Kazasız belasız üstelik üstleri başları bir dirhem ıslanmadan karşıya varmışlar. İşleri bitince de, yine aynı şekilde kayıkçıyla birlikte o güzel deniz yolundan dönmüşler. Bu gün hala o yol Boğazın güzel sularında o günden beri bu duanın hürmetine olduğu gibi durmakta. Neresi mi? Marmaray’ın inşa edildiği güzergâh. Allah’ın büyük düzenine bakın ki, o gün Hazreti Hüdai’nin duasıyla açılan o güzel dalgasız sehhil yol, bu gün yüzlerce insanı sıhhatle karşı geçirmek için de bir vesile olmuş.

Huşu ve tasavvuf biz Müslümanlar’ın doyasıya iliklerine işleyen ne güzel bir yol. Yaşadığımız topraklar ne kadar mucizeler hatırlatıyor her adımda. Bizlerin İslam anlayışında tasavvuf geleneğinden de öğreniyoruz ki, şekil değil gönül var. Gönüllerde ise Allah aşkı var. Allah aşkını yaşayabilmenin en derin hali tasavvuf. Aşk olunca Yaratan’dan ötürü yaratılanı seviyor hoş görüyorsunuz. Böylece ne sorun kalıyor ne sıkıntı. Bunu Endonezya’da yaşadığım günlerde daha da iyi anlama fırsatı buldum. Endonezya’nın Jakarta şehrinde çok büyük bir camii var. İstiklal Camii. Özellikle Cuma günlerinde camii dolup taşıyor. Öyle ki, koca camii namaz için gelenlere yetmiyor. Caminin etrafı namaz kılanlarca çiçek bahçesine dönüşüyor. Kadınlar da namaz için geliyorlar. Kapalısı açığı çantasından çıkardığı küçücük bir torbanın içinden adına mıkına dedikleri namaz kıyafetlerini giyerek camiye giriyor ve bembeyaz temiz ruhlar olarak huzura çıkıyorlar. Bembeyaz giyinmiş kadınların oluşturduğu o safları bir hayal edin. Tarihi boyunca türlü milletlerin sömürgesi olmuş bu güzel ülkede camiye gitmek namaz kılmak, aslında o güzel büyük caminin adı gibi İstiklal anlamı taşıyor. Ezenlere karşı Allah’ın ipine sarılmak, onlar için İslam’ın en büyük manası. Yanına bir de tasavvuf gelse, neler olmaz ki.

Bütün dünya Müslümanları, bizler gibi İslam’ı tasavvuf adabıyla yaşasa, fırtınalı yollarda kim yoldan çevirebilir? Hazreti Hüdai’nin bu güzel duasını bütün Müslüman alemi için gönülden ediyorum.