Politika

Türkiye ve İsrail niçin uzlaşıyor?

Türkiye ve İsrail’in 'kriz parantezini' kapaması tam sekiz yıl sürdü.Bugün ilişkiler normalleşme sürecine girdi. Ama o sekiz yılda özellikle bölgedeki tablo öylesine değişti ki, Türkiye ve İsrail Mavi Marmara krizinin travmasını atlatıp, yakınlaştı... Şimdi iki ülke bazı hassas konulardaki görüş ayrılıklarına rağmen ilişkileri düzeltme yollarını arıyor. Ama hala cevabı merak edilen iki soru şu: İki ülke neden ve şimdi barıştı?

Bu soruya Ankara’nın da Tel Aviv’in de cevabı ortak: Bölgede değişen dengeler…Ama bu cevaplar arasında pek çok nüans da var. İsrail’de yaptığımız görüşmelerde, iki ülkenin farklılıklara rağmen işbirliği alanlarını zorladığını gördük..

İSRAİL’İN KIRMIZI ÇİZGİSİ: İRAN

İsrail’deki genel havaya bakılacak olursa Türkiye ile yakınlaşmanın ana sebebi gaz işbirliğinden daha çok bölgedeki gelişmeler. 2011 yılında başlayan Suriye krizinin yarattığı yeni bölgesel ortam. Bu ortam bölge ülkelerinin güvenlik kaygılarını da önceliklerini de değiştirdi. İsrail, İran tehdidine karşı Türkiye’yi bölgede önemli bir ortak olarak görüyor. Kanal 2 televizyonu Dış Haberler Editörü Arad Nir, Türkiye ile normalleşme zorunluluğunu İsrail’in Atatürk’ü olarak bilinen, İsrail’in ilk başbakanı David Ben Gurion’un sözleriyle anlatıyor: ‘İsrail bölgedeki üç ülkeden en az ikisiyle barışık olmalı. İran-Mısır- Türkiye. Bu üç ülkeden en az ikisiyle iyi ilişkiler kurmalı”…

Bugün İsrail için en büyük tehdit İran… Tel Aviv ve Kudüs’te hangi yetkili ile görüşürseniz görüşün bu cevabı alıyorsunuz. İsrail’in Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Amidror ‘soruya göre öncelik sırasının değişeceğini söylüyor’ ama en büyük tehdidin de İran olduğunu gizlemiyor.

‘Eğer İsrail’in varlığına kim tehdittir diye sorarsanız, bu sorunun tek bir yanıtı var: İran. Nükleer İran, tolere edebileceğimiz bir şey değil ve İran-Hizbullah arasındaki bağ çok kuvvetli. Eğer askeri açıdan bu soruyu sorarsanız, Hizbullah ikinci sırada. Eğer bu soruyu en yakın tehdit ne diye sorarsanız, yarın sabah patlayacak yer Hamas kontrolündeki Gazze Şeridi’dir.’

İsrail’in uykularını kaçıran kâbus senaryosu, İran’ın Suriye üzerinden bir koridor ile Akdeniz’e ulaşması. İran ve Hizbullah korkusu, İsrail’in bölgedeki kırmızı çizgisi. Golan tepelerinin İran ve Hizbullah tehdidi altına girmesinden endişe ediliyor. Şu anda Suriye rejimi Golan tepelerinde kontrolü kaybetmiş durumda. Sınırın yüzde 80’i DAEŞ ve onunla irtibatlı örgütler tarafından kontrol ediliyor.

İsrail’in Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Yaakov Amidror’a göre İran tehdidi, Türkiye ve İsrail’i yakınlaştıran sebeplerden biri. Amidror çerçeveyi şöyle koyuyor: ‘Sünni ülkeler ABD’nin Ortadoğu’ya müdahil olma konusunda hazır veya yeterince istekli olmadığını anladı. Biz de dönüp baktığımızda kendi bölgemize iki soru var. İran’ın zaptetmeye kim yardımcı olacak? Bölgede radikal islam ile kim mücadele edecek? Cevap İsrail. Mısırlılarla, Ürdünlüler ile işbirliği yaptığımız sır değil. Aynı düşmana karşı savaşıyoruz. Sünni ülkeleri İran’ı zaptetmek konusunda birisinin yardımcı olması gerektiğini anladı. Bu tabloda Türkiye çok önemli bir güç. Bu sebeple, Mavi
Marmara sonrası karşılaştığımız sorunlara bir çözüm bulmamız gerektiği çok açıktı. Yavaş yavaş iyileşecek. Bir günde bir ayda olmayacak, zaman alacak. Çok fazla çıkar olduğu için, gelecekte daha iyi ilişkiler olacağına inanıyorum. Ama bu ilişkiler tek başına Türkiye İsrail ilişkileri değil, tüm Ortadoğu’daki değişimin bir parçası. İki taraf da, ilişkilerin normalleşmesinin çıkarına olduğunu anladı. Çevremizde daha iyi bir tablonun olması için neler yapmalıyız? Elbette herkes kendi çizgisinde yürüyecek. İleride Ortadoğu’da bir sorunla karşılaştığımızda, diyeceğiz ki bu senin çıkarına bu benim çıkarıma, nasıl birlikte yürüyeceğiz, yürüyebilecek miyiz? Yavaş yavaş güven inşa edilecek’ diyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Emmanuel Nahshon’a göre, Türkiye ve İsrail Suriye konusuna farklı bakıyor ama bu çelişki anlamına gelmiyor. Nahshon ‘Nerede oturuyorsan orada duruyorsundur. Bakış açınız coğrafi konumunuza bağlı olarak değişir. Biz, Suriye’ye farklı bakıyoruz. Hizbullah İran ve Suriye’deki istikrarsızlıktan çok endişeliyiz.. Sizin öncelikleriniz farklı. Bizim Kürt meselesiyle ilgili söyleyecek bir şeyimiz yok. Kürt meselesi ile ilgili kendimizi ifade etmiyoruz. Söylediğimiz şey, Suriye’nin yeniden barışçıl bir ülke haline gelmesini istiyoruz. Suriye’yi başka açılardan konuşmak, Türkiye ve İsrail arasındaki görüşmelerin zenginliğidir. Bu yüzden güçlü bir diyalog olmalı. Sizin Suriye’ye bakışınızla bizim Suriye’ye bakışımız birbiriyle çelişmiyor’ diyor.

Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Kemal Ökem, Nahshon’ın sözleri için, ‘çelişki yok’u açmak gerektiğini söylüyor. ‘Şu terörist örgüt bu terörist örgüt diye seçmeye çalışmak yanıltıcı olur. Burada bağlayıcı olan bana göre Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasıdır. Bu bozulursa o zaman yanlış yere varabilecek bir sürü senaryodan bahsedilebilir. Biri DAEŞ biri Hizbullah olmak üzere Dara çevresinde küçük cepler oluşur mu? Önü alınamayacak bir takım sıkıntılar
yaşanabilir’ diyor.

İşte Türkiye- İsrail arasındaki farklılık burada ortaya ortaya çıkıyor. İsrail’in kırmızı çizgisi Hizbullah tehdidi..İran’ın Suriye üzerinden bir koridor kurarak Akdeniz’e ulaşması… Türkiye’nin kırmızı çizgisi ise PKK’nın Suriye’deki kolu PYD-YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde bir özerk ya da bağımsız bir devlet yapılanmasına gitmesi.

Türkiye, Hizbullah savaşçılarından Suriye’ye ilk girdikleri gündem beri rahatsız. Türkiye İran ile diyaloğu sürdürüyor ama mesafeyi koruyor… Suriye rejimine İran’ın verdiği destek yüzünden bu ülkeyle altı yıldır farklı seviyelerde krizler yaşandı. Ankara’nın pozisyonu bu anlamda İsrail’e oranla daha net.. İsrail’in Suriye’de Kürt özerk bölgesi veya devlet yapılanmasına dair pozisyonu nedir diye soracak olursanız bu konuda elini göstermediğini söylemek mümkün. Bu konuda tam bir sessizliğe bürünmüş durumdalar.

İSRAİL KÜRT KORİDORU KONUSUNDA SESSİZ

100’üncü yılında Sykes-Picot Anlaşması’nın artık neredeyse yırtıldığı, Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilme arefesinde, bölgedeki tüm ülkeler kısa-orta-uzun vadeli planlarını bu jeopolitik depreme göre yapıyor. İsrail’in Kürt devleti konusunda sessiz kalması ise pek çok gözlemci için şaşırtıcı değil. Başlarının pek de hoş olmadığı hatta düşmanlık ilişkisi içinde bulunduğu bölge ülkelerinin tam ortasında bir Kürt varlığının oluşmasından memnun olacakları pek çok gözlemcinin ortak kanaati. Ama İsrail’de bu konuda görüş beyan ederken herkes ihtiyatlı.

Bir yetkili bu meseleye – ya da bu mesele ile ilgili yorum yapmaya- neden mesafeli durdukları sorusuna şu yanıtı veriyor: ‘Çünkü bizim çok fazla baş ağrımız var. Bize yakın bir çok baş ağrısı varken, uzaktaki bir meseleyi de dert edinmek istemiyoruz. IŞİD var, Hizbullah var…Bunlar yeterince baş ağrısı. Kürt meselesini konuşmak, spekülatif bir şeyi konuşmanın faydası yok.’ Yetkililer, İran ve Kürt devletini aynı kefede değerlendiremeyeceğini düşünüyor.

Amidror da ihtiyatlı isimlerden… ‘Saddam Hüseyin zamanında Irak Kürtleri ile çok iyi ilişkilerimiz vardı. İç işlerine müdahil olmuyoruz. Herhangi bir resmi ya da gayriresmi görüşümüz yok bağımsızlık referandumu ile ilgili. Bu kararı verecek olan Kürtlerdir.’ diyor. Akıllara bir soru geliyor: İran’ın Akdeniz’e açacağı koridor, Kürtlerin Kuzey Suriye’de oluşturmak istediği yapı ile kesilebilir mi? Amidror’a göre bu sorunun yanıtı net: Hayır! Amidror, ‘Kürtlere saygı duymakla birlikte, Kürtler İran’ı durduracak kadar güçlü değil. İran’ı durdurmak onların elinde değil.’ sözleriyle, İran ve Kürt koridoru arasında bir irtibat görmediklerinin mesajını veriyor.

SURİYE’DE KISA VADEDE ÇÖZÜM UMUDU YOK

Türkiye ve İsrail’in Suriye konusunda ayrıldığı önemli bir nokta da Beşar Esad’ın geleceği. Bir yetkili, ‘İsrail Suriye krizini Esad meselesi olarak görmüyor. Bu ne demek? Mesele bir kişi ile ilgili değil bir sistem ile ilgili. Biz sistemin nasıl işlediği ile ilgileniyoruz’ diyor.

İsrail’deki genel hava, Suriye’de siyasi çözüm kısa ve orta vadede mümkün olmadığı şeklinde. Yetkililerin beklentisi düşük. Suriyede bir kaç yıl içinde siyasi istikrar sağlanabileceğini düşünmüyorlar. Hatta süre bile veriyorlar. Yetkililer, ‘2 yıldan kısa sürede çözüm olacağına inanır’ bir havada değil.

Türkiye ve İsrail normalleşmesi farklılıklara rağmen bölgede bir şeyleri değiştirebilir mi? Yetkililer, bugün için bu sorunun açık uçlu bir soru olduğu görüşünde… Sorunun yanıtının ise hükümetlere bağlı olduğunu düşünüyor. Bir potansiyel olduğu görüşü hakim, pozitif etki olabilir görüşü paylaşılıyor.. Ama net yanıt için hâlâ erken..

Bir unsurun daha altı çiziliyor. Türkiye’deki siyasetin akışı… Hatta öyle ki, İsrail’de Türkiye’nin 16 Nisan’da gideceği referandum dikkatle takip ediliyor. İsrailliler Türkiye’de ne olup bittiğini yakından izliyor. İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, bu ilginin sebebini ‘bölgenin geleceği’ ile izah ediyor: ‘Referandum önemli çünkü Türk Cumhurbaşkanı çok önemli bir bölgesel aktör. Siyasi geleceği ve
elinde tuttuğu siyasi enstrümanlar da bu bölgenin gelecekte nasıl görüneceği açısından önemli. Türkiye bir demokrasi ve Türk halkı kendi seçimini yapacak.’….

‘DÖKME KURŞUN OPERASYONU’ İLE BAŞLAYAN KRİZ

Suriye’ye farklı bakış, Hamas konusunda görüş birliği olmamasına rağmen, taraflar artık gelecekteki işbirliğine bakıyor… Daha önce Türkiye- İsrail arasında diplomatik ilişkileri kesen iki krizden farklı olarak, bugün taraflar ‘yumuşak’ güce odaklı bir normalleşmenin peşinde. O normalleşme parametrelerini anlatmadan önce son krizin gelişimine bakmak gerekiyor.

Bir çoklarına göre Türkiye-İsrail krizi 31 Mayıs 2010’daki Mavi Marmara kriziyle başladı ama işin aslı öyle değildi. İlişkilere ilk darbeyi vuran 27 Aralık 2008 yılında başlattığı Gazze’ye yönelik ‘Dökme Kurşun operasyonu’ idi.

Türkiye, İsrail-Suriye arasında dolaylı görüşmelerin arabulucusuydu. Taraflar Ankara’daydı. Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ve İsrail Başbakanı Olmert arasında Türk diplomatlar mekik dokuyordu. Artık doğrudan görüşmelere geçmeye hazırlanılırken ve uzlaşma metnine yaklaşılmışken, Kanal 2 televizyonu Dış Haberler Editörü Arad Nir’in ifadelerine göre, “Erdoğan, İsrail Başbakanı Olmert’ten bir gece daha Ankara’da kalmasını istedi, Olmert de ‘zaten 2 saat mesafedeyiz, eğer kayda değer bir gelişme olursa, uçağa atlar gelirim’ diyerek İsrail’e döndü.”

İsrail, Başbakan Olmert ülkesine döndükten hemen sonra, ‘Dökme Kurşun operasyonunu başlattı. Ankara, zamanlamaya, Olmert’in dönüşünün hemen akabinde başlatılmış operasyona tepkiliydi. Arad Nir, “Hafızam beni yanıltmıyorsa, Olmert o dönem bana operasyon hakkında bilgim yoktu, olsaydı da bunu Erdoğan’a söylemezdim” dedi. 2009 yılında Davos’ta Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Peres ile yaşadığı gerginlik de aslında Gazze operasyonunun bir sonucu idi. Yıllar sonra Peres’in oğlu Nehemia Chemi Peres bizimle buluşmasında söyledikleri,bunu kanıtlar nitelikteydi: “Babam Davos’a gitmeden önce orada birtartışmaya girme potansiyelinden ötürü endişeliydi.’

2009 yılından sonra, Türkiye ve İsrail arasında ardı ardına krizler yaşandı. TRT’nin Ayrılık dizisinde İsrailli askerlerin Filistinli çocukları öldürmesi, Kurtlar Vadisi dizisinde İsrail istihbaratının Türkiye’de casusluk yapmasına senaryoda yer verilmesi, Ocak 2010 tarihinde Eski Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’un İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon tarafından alçak koltuğa oturtulması krizleri büyüttü.. 2010 yılında Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara Gemisi’ne dönük saldırı bardağı taşıran damla oldu. Herkes diplomatik ilişkilerin o saldırıdan sonra koptuğunu sanıyor ancak, ilişkilerin ikinci katiplik seviyesine indirilmesi Eylül 2011’de oldu. Olayı soruşturmak için kurulan, Palmer Raporu açıklanmadan önce basına sızdırılması ve rapordaki tespitler, Türkiye’yi adım atmaya zorladı.

Basına sızan rapora göre, İsrailli komandoların Mavi Marmara gemisindekilere aşırı güç kullanarak saldırdığı tespiti vardı ama aynı zamanda Gazze’ye yönelik abluka da meşru bulunmuştu. Türkiye ilişkileri ikinci katiplik seviyesine indirdi.

Türkiye ve İsrail arasında normalleşme süreci için çalışan kritik isimlerden, İsrail eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Yaakov Amidror’a göre, ‘Türkiye’nin Mavi Marmara gemisini göndermesi büyük hataydı’…

Bölgesel İlişkilerden ve Enformasyondan sorumlu bakan Tzache Hanegbi’ye göre hatalar karşılıklıydı. Hanegbi, ‘Cumhurbaşkanı (Erdoğan) kriz zamanında bizi çok fazla hedef alıyordu şu anda görüyorum ki biz hedefte değiliz. Sanırım bunun ilişkilere yarar sağlamadığını anladı. Biz de hata yaptık, bunları isimlendirmeyeyim, siz zaten biliyorsunuz; Türk liderliğine ve insanlarına karşı temkinli ve onun için hassas olan konularda…Obama bir aile danışmanı gibi devreye girdi ve Erdoğan ile Netanyahu telefonla görüştü. Boşanmaktan vazgeçti.’

Hatalar.. Yanlışlar… Kim.. Neden yaptı. Hangi taraf haklıydı.. Kim haksızdı.. Tüm bu sorular artık geride kaldı. En azından İsrail’deki hava bu.. İsrail’de herkes geleceğe bakıyor.. Peres’in oğlu ‘Davos’ta başlayan ve sonrasında Mavi Marmara’ya kadar giden süreçteki bu gelişmeleri görmek çok üzücüydü. Geçmişi pişman olsanız da değiştiremezsiniz. Geçmişe takılmak her zaman yorucudur. Her ne yapıldıysa gerimizde. Birlikte çok fazla şey yapabileceğimiz yeni bir ufuk yeni bir dünya var. Babam bu sürecin bu kadar uzun sürmesine üzüldü.” diyor.

İsrail’in eski Cumhurbaşkanı Peres Türkiye İsrail arasındaki mutabakatın 28 Haziran 2016’da imzalanmasından tam üç ay sonra hayatını kaybetti.. O yeni ufuktaki işbirliklerini göremedi.

Türkiye’nin üç ay önce göreve başlayan Büyükelçisi Kemal Ökem, gelecek için beklentilerini, ‘eskisinden iyi olmalıyız’ mesajıyla açıklıyor: “Bizim çabalarımız 6 sene öncesinde neredeysek oraya dönelim diye değil, artık 6 sene öncesindeki yerde değiliz. Artık sahada başka şeyler var; yeni veriler, gelişmeler var. Mesela o zaman gaz yoktu. O zaman da bugünkü liderler vardı ama kendi iç siyasetlerindeki dinamikleri farklıydı. Mesela bölgede Suriye krizi yoktu (6-7 sene önce), artık var. Irak parçalanma sürecinde değildi. DAEŞ yoktu. Alan ve derinlik bakımından terörist tehdit daha aşağıdaydı. Şimdi her iki ülkeyi de tehdit eden birçok yeni gelişme var. Dolayısıyla 6 sene sonra o notaya değil o noktadan başka bir yere varmak istiyoruz. Daha ilerisine gidilebiliriz, bu iki ülkenin ortak yararı ne kadar yaratabileceğine bağlı.” Diyor.

50’LERDE VE 90’LARDA ‘HARD POWER’, 2017’DE ‘SOFT POWER’

Türkiye İsrail Devletini ilk tanıyan devletlerden.. 1949 yılında resmen tanıdığını açıkladı. İlk kriz 1956 yılında başlayan ikinci Arap-İsrail savaşıydı. Süveyş kriziyle birlikte Türkiye temsilciliğini maslahatgüzar seviyesine indirdi. 2 yıl sonra İsrail Başbakan David Ben Gurion ile Türkiye Başbakanı Adnan Menderes gizlice buluştu. İkili anlaşmada, istihbarat paylaşımı ve askeri destek boyutları vardı. İkinci kriz ise İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal etmesiyle yaşandı. Türkiye 30 Kasım 1980’de temsilcilik ikinci katip seviyesine indirildi. İlişkiler 1990’lı yılların başına kadar bu seviyede gitti. Ne zamanki İsrail Filistin savaşında anlaşmaya varıldı, Türkiye diplomatik ilişkilerini yeniden büyükelçilik seviyesine yükseltti. O dönem de işbirliği alanları askeri, stratejik ve diplomatikti.. İsrail İstanbul’daki Başkonsolosluğu’nu o dönemde açmıştı. 90’lı yılların sonunda İsrail ve Türkiye ortak tatbikatlar icra etti. Yıllar geçtikçe, askeri işbirlikleri de gelişti.

İlişkiler 2008 yılında gerilmeye başlamadan kısa bir süre önce F-4 ve F-5 jetleri ile tank modernizasyonunun yanısıra insansız hava araçları heronların alımına kadar bir çok savunma sanayi anlaşmasına imza atıldı. Son dönemlerde jetlerin ve heronların teslimiyle ilgili sıkıntılar da yaşanmasına rağmen, o işbirliği kesilmemişti. Ta ki, 2011 yılında Mavi Marmara Krizi sonrası ilişkiler koparken tüm askeri anlaşmaların da askıya alındığı duyurulmasına kadar.

Bugün normalleşmenin ardından iki taraf da savunma sanayi işbirliğini birinci sırada tutmuyor artık. Yetkililer temkinli konuşuyor. ‘Vakti gelince konuşulur’ diyor.

Türkiye’nin İsrail Büyükelçisi ‘Türkiye’nin İsrail ile daha önce yaptığı projelerde o kadar iyi olmayan tecrübeleri oldu. Bugün milli ve yerli İHA projesini o tecrübelere borçluyuz. Her iki ülkenin altı yılda kapasitelerinde de değişiklikler oldu. Türkiye bu alanda gelişti. Yeni olanaklar çerçevesinde ihtiyaç olursa savunma sanayi işbirliği yapacaktır. İkili askeri tatbikat aşamasında değiliz ama Nato çerçevesinde ortak askeri faaliyetler yürütülebilir’ diyor.

Yani başka öncelikler var. İki ülke Askeri anlaşmalar için de, istihbarat işbirliği için de, savunma sanayi projeleri için de aceleci değil. Üstelik bölge 90’lı yıllara göre daha ateş çemberi iken…
Hem Türk hem de İsrailli yetkililer işbirliğinin daha farklı alanlarda olacağının altını çiziyor… Taraflar, ‘iki ülkeyi germeyecek, siyasi farklılıkların bilincinde olup, pragmatik meseleler üzerinden adım atarak ilişkiyi örmenin doğru olacağına inanıyor.’

Öncelik halkların yeniden bütünleşmesi. Çünkü aradan geçen 7 yılda iletişim kaybedildi. Türkiye de İsrail de kendini anlatamadı. Üstelik yetkililere göre,’İsrail nefreti gerçeğe dönüştü. Bugün 15-16 yaşına gelenler İsrail’in kötü olduğuna inanıyor. Bunun değişmesi zaman alacak’… Krizli yıllarda kopan üniversiteler arası akademik işbirliklerinin yeniden kurulması, kültür, turizm, tarım gibi alanlarda işbirliklerine öncelik verilecek.

Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Amidror, ‘Bazı alanlarda daha iyi ilişkilerimiz olacağını düşünüyorum, örneğin ticaret..Bazı alanlarda ise devam etme konusunda isteksiz olacağız. Yavaş yavaş iyileşecek. Bir günde bir ayda olmayacak, zaman alacak. Çok fazla çıkar olduğu için, gelecekte daha iyi ilişkiler olacağına inanıyorum. Ama bu ilişkiler tek başına Türkiye İsrail ilişkileri değil, tüm Ortadoğu’daki değişimin bir parçası.’ diyor.

ENERJİ ‘HASSAS KONU’

Enerji kuşkusuz iki ülkeyi, fırsat penceresinde birleştiren yeni bir denklem. İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz’in verdiği rakamlara göre, bulunan 900 milyar metreküplük gazdan bahsediliyor.. Yeni arama ve sondaj çalışmalarında da 2.2 trilyon metreküp gaza ulaşılması hedefleniyor. İsrail gazının en kısa ve ucuz yoldan Avrupa’Ya taşınmasının yolu Türkiye’den geçtiği için normalleşme kaçınılmazdı. Ama iki ülkenin Enerji Bakanlıkları arasındaki müzakereler sürüyor. Sonunda bir hükümetler arası anlaşmanın imzalanması bekleniyor. Ama uzlaşılması gereken bir kaç madde var. Gazın ne kadarının İsrail’in iç tüketimi için kullanılacağı, ne kadarının ihraç edileceği, yeni hattın güzergâhın ne olacağı, doğalgazın ne kadara satılacağı, yeniden ihraç etme hakkı verilip verilmeyeceği gibi başlıklarda müzakereler sürüyor. Bu yüzde iki tarafın yetkilileri de detay girmiyor. ‘Hassas konu’ ifadesi iki tarafın yetkililerinin de üzerinde uzlaştığı tanımlama.

GAZZE’YE ÜÇÜNCÜ GEMİ YOLDA

Gazze ablukasının kaldırılması Türkiye’nin İsrail ile normalleşme şartlarından biriydi. Özür ve tazminatın gelmesinin ardından, Gazze ablukasının esnetilmesi için Türkiye’nin iki girişimi oldu. İki yardım gemisi gönderdi. Üçüncü geminin Gazze’ye gidişi için hazırlıklar başladı. İlk açıklamayı İsrail’in Ankara Büyükelçisi Eithan Naeh yapmıştı. Hazırlıklar sürüyor. Gerekli hazırlıklar tamamlanınca, gemi yola çıkacak. Ama malzemelerin Gazze’ye girişi o kadar hızlı olmuyor. Hamas yönetimi altındaki Gazze’de 2 milyon Filistinli yaşıyor. Halen ambargo altındaki Gazze’ye yardımlar İsrail’in kontrolünden geçtikten sonra sokuluyor..

Gazze’ye üç kapıdaN giriş mümkün.. Biri Mısır’daki Refah Kapısı. Diğer ikisi de İsrail tarafındaki Kerem Şalom ve Erez kapıları. Mallar sadece Kerem Şalom’dan girebiliyor. Mısır’ın Refah sınır kapısından her ay ortalama 300 tır giriyor. İsrail’in Kerem Şalom sınır kapısından ise günde 850 tır giriyor. Bu tırların içinde Filistinli yetkililerin ( Ramallah’taki El Fetih yönetiminin ve Gazze’deki Hamas yönetiminin) satın aldığı mallar var.. Örneğin Filistin yönetiminin Çinli şirketlerleden aldığı kıyafetler ya da İsrailli şirketlerden alınan sebze-meyveler, uluslararası kuruluşların gönderdiği un, yağ gibi temel ihtiyaçların yanısıra, okul ihtiyaçları, Katarlı şirketlerden alınan mallar var. Tüm bu malların listesini onaylayan taraf Filistin.. İsrail’in Kerem Şalom sınır kapısında yaptığı ise sadece o tırları x-raylarden geçirip, malların kontrolünü yapmak. Yetkililerin ifadesine göre, ‘kaçakçılığın önüne geçmek, Hamas’a askeri malzemeye dönüşebilecek malların – örneğin inşaat malzemeleri- geçişine mani olmak.

Türkiye’nin son dönemde yaptığı yardım iki büyük gemi ile yapıldı. İsrailli yetkililer, “Türkiye’nin gönderdiği gemiler önce 1 saat uzaklıktaki Aşdod Limanı’na geldi, ardından tırlara yüklendi, 50’den fazla tır o malzemeleri taşıdı. Her bir tır Kerem Şalom sınır kapısında 45 dakikada arandı. Tüm malların Gazze’ye girişi 2 hafta sürdü” dedi..

Türkiye ve İsrail arasındaki normalleşme, gemilerin bürokratik işlemlerine yansıdı. İsrailli yetkililer; “Aşdod Limanı’na geliş sırasında öncelik tanındı, ama sınır kapısında bu pek mümkün olamadı çünkü başka önceliklerimiz var. Yaş sebze meyve, et gibi gıda malzemelerinin bozulmadan ulaştırılması bizim önceliğimiz, o yüzden sınır kapısında Türk mallarına öncelik tanıyamadık” dedi. Türkiye Gazze’ye ilaç, tıbbi malzeme gibi yardım malzemeleri göndermişti…

Türk yetkililer, sevkiyatlarla ilgili, “İsrail makamlarından beklenen düzeyde işbirliği görmekten” memnun.. İşbirliği devam ediyor ama bazı pürüzlerin olduğunu da gizlemiyor.. Pürüzüleri halletmek için elimizden geleni yapıyoruz, karşı tarafla görüşüyoruz” diyor. Gazze ablukasının normalleşme anlaşmasıyla ambargonun esnetilmesinden sonra adım atılmadığı, sadece iki gemi gönderildiği eleştirilerine de yanıt veriyor: “İşbirliğimiz devam ediyor, bu konuyu hassasiyetle izlemiyoruz değil”…

AĞIR AMA EMİN ADIMLAR

Türkiye ve İsrail yavaş yavaş ilerleyecek. İki taraf da bu normalleşmeyi bir süreç olarak algılıyor. Öncelikli olarak Bakan düzeyindeki ziyaretlerle o kaybedilen güvenin yeniden tesis edilmesi sağlanacak. Gelecek ay, İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz Türkiye’ye gelecek. Atlantic Council’in Enerji forumuna katılırken, Türk muhatabı Berat Albayrak ile de görüşmesi bekleniyor. Nisan ayında Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin İsrail’e işadamları heyetiyle gitmesi gündemde.

X