Alaçatı'da Rüzgârla Randevumuz Var!..
Rüzgâra karşı zafer kazanmak doğa ile birebir mücadeleye girmek, 60-70 km hızla denizin yüzeyinde uçmak... Özgürlüğü doyasıya yaşayabileceğiniz, oksijeni beyninizde ve ciğerlerinizde hissedebileceğiniz bir doğal ortama, Alaçatı'ya gidiyoruz.
Haber: Haluk Özözlü
Türkiye'de bu kadar kısa zamanda kabuk değiştiren, gelişip büyüyen, büyürken de orijinaline sadık kalan, bu denli rağbet gören bir başka yer yoktur.
Aşırı yapılaşma ile adeta şantiye gibi bir havaya bürünmesine rağmen güzelleşip geliştiğine şahit olmak oldukça şaşırtıcı oluyor.
En büyük değişiklik ise limanda yaşanıyor. Bir tarafta Port Alaçatı Projesi ile İstanbul Boğazı yalılarını anımsatan, biraz da kıskandıran kanal boyuna yapılan yalılar ile marina çevresinde, yeni yapılan Alaçatı evlerinde gözleniyor.
İzmir otobanına girip Çeşme yönüne ferah, lastik sesinin en aza indirgendiği pürüzsüz asfalt yolda kuğu veya martı gibi süzülerek yol alıyorsunuz. Sağ kanadınızda zaman zaman deniz manzarası, yeşil tepeler eşlik ediyor. Selçuk kavşağı sonrası, Karaburun, Zeytinli yol ayrımlarını geride bırakıp, elektrik üretiminde kullanılan rüzgâr fırıldaklarının artan sayısı dikkatinizi çekerekten Alaçatı sapağına geliyor, mevsim ilkbaharsa sapsarı açmış mimozalar arasından giriş yapıyorsunuz.
Yıllarca Çeşme'nin gölgesinde kalıp birden bire fark edilen, rüzgâr sörfünün dünyaca ünlü parkuruna sahip Alaçatı içine giriş çok da geniş olmayan yollardan yapılıyor. Alaçatı'nın kalbi sayılan ve restoranların, dinlenme mekânlarının, otellerin yoğun bulunduğu cadde haliyle trafik yükünün en fazla hissedildiği yer oluyor.
Buna tezat hala sakin ve sessiz araç geçemeyecek kadar dar sokakların bulunması, kafa dinlemek için tercihini bu yönde kullananların mekânları oluyor.
Alaçatı mimarisi gelişip sayıca artsa da, hala değişmeyen özellikler de var. Özellikle taze ve oksijeni bol, şifalı hava hala esmeye, uykusuzluk çekenlere, astım, kalp problemi yaşayanlara, çabuk sinirlenen, kent yaşantısı içinde bunalmış stresli kişilere ilaç olmaya devam ediyor. Karakteristik özellik taşıyan tipik Alaçatı evleri örnek alınarak yapılan yeni konutlar, villalar, yazlıklar, hatta konaklama tesisleri göz okşuyor.
Cumbalarda, bacalarda, kapılarda, pencerelerde, bahçelerde yadırganmayacak estetik hâkimiyeti görülüyor. Tabelalarda, cephe süslemelerinde sanatsal detaylar, hanım eli değdiği belli olan zevk sahibi kişilerin zevklerinin yansıması gözle görülür biçimde sergileniyor. Bilhassa yaşama sanatından verilen örneklerle Alaçatılılar arasında tatlı bir rekabet hissediliyor.
Balık Mezadı
Sıkı durun, her gün saat 11.00'de balık mezadı yapılıyor. Eğer Ege'nin deniz ürünlerine düşkünseniz, satın alacağınız balığın tazeliğinden, hatta canlı oluşundan, beğenerek alıp, hazırlayıp, yemek kadar, satın almanın da verdiği hazdan mutlu oluyorsanız, Alaçatı Balık Mezadını gördükten sonra, sadece bu nedenle buradan bir ev satın alıp, yerleşmek isteyebilirsiniz. Günün en güzel meşguliyeti ise evden çıkarken "Ben mezada balık almaya gidiyorum" demek olabilir.
Kooperatife kayıtlı sadece Alaçatı balıkçıları ya akşamdan sabaha ya da sabahtan akşama balıkların geçiş yollarına bıraktıkları ağları yöre balıklarıyla dolu şekilde mezada getiriyorlar. Her balıkçının balığı görevli tarafından tartılıp listeye yazılıyor, kümeler halinde mermer masaya diziliyor, koca masa balık çeşitleriyle doluyor, hatta balık koyacak yer kalmıyor. Yan yana dizili temiz deniz çipuraları, dil balıkları, istavrit, levrek, gobes, ıstakoz, kum ve kaya barbunyaları, karagöz, mercan, adabeyi (Bir tür iskorpit), gibi deniz ürünleri, arada bir bulundukları yerde zıplıyor, kabaran iştahlara iştah katıyor, akşam yemeği için erken hayal kurmanıza neden oluyor. Tartı işlemi tamamlanıp mezadın başlamasına yakın çevrede park eden araç sayısı artıyor. Balığı ilk elden görerek almak isteyen ailelerin, restoran sahiplerinin, en elverişli, en fazla, en ekonomik balıkları nasıl alacaklarını düşünen bakışları balıkların üzerinde odaklanıyor.
Mezadı yöneten başlıyor kilo ve çeşidi masada dizili sıraya göre fiyatıyla söylemeye. Katılımcılar arasında kısa bir rekabet sonrası balığın alıcısı çoksa en yüksek fiyatı verenin üzerinde kalıyor. Balıkçılar, balık müşterileri, mezadı idare edenler, restoran sahipleri, ayak altında dolaşan, ara sıra yere düşürülen balıkları kapıp kaçan kedilerden oluşan topluluk büyük keyifle seyredilebiliyor. Böylesi leziz balıkları, mezeleri, tatlıları, serinleticileri nerede yiyeceğiz bir de ona bakalım.
Nasıl gidilir?
İstanbul'dan erken saatte yola çıkabilirseniz bir çırpıda Eskihisar-Topçular feribotuna beklemeden bindiniz ise sorun yok. Veya Yenikapı'dan Bandırma feribotuyla körfez yolunu kullanmadan indiğiniz noktada hiç araç kullanmadan yola Bandırma'dan çıkıyormuş gibi zinde başlayabiliyor, 340 km sonra Alaçatı'ya ulaşabiliyorsunuz.
Ne yenir?
Alaçatı'nın kumlu ve kireçli toprağında yetişen tatlı ve sert kavunu çok ünlü. Yerken genzinizden yoğun kavun kokusu geliyor. Bir de yılbaşı kavunu var. Eylül ayında ipe asıp yere temas ettirmeden saklarsanız, çürümeden aylar sonra da yiyebiliyorsunuz. Alaçatılılar, bu yöntemle yeni mahsul kavun çıkana kadar bir önceki yılın kavununu saklıyorlar.
Alaçatı'nın uzantısı Mersin liman mevkiinde, çipura çiftliği var. Buradan günlük taze balık alınabiliyor. Mevsiminde küçük körpe sakız enginarı leziz oluyor.
|