İsviçre Tarihi 25.Bölüm, 1.Dünya Savaşı ve İsviçre
Sevgili Okuyucular...
İsviçre tarihi yolculuğumuzda, vatanımız üzerinde de çok önemli etkiler bırakan bir dönemi incelemeye başlayacağız. Önümüzdeki sayılarımızda 1.Dünya Savaşı'nı ve bu savaşın Türkiye ve İsviçre üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz.
Her ne kadar İsviçre 1. Dünya Savaşı'nda tarafsız kalmış olsa da bu savaşın sonuçlarının Türkiye ve Avrupa için önemi açıkça ortadadır.
İsviçre'nin savaşa katılmamasının nedenleri:
Savaşa giren güçlerden hiçbirinin hedefinde İsviçre yoktu. İsviçre'de savaş için gerekli maden kaynakları da bulunmamaktaydı. Daha önceki savaşlara nazaran (Örneğin; Napolyon Savaşları) İsviçre bir geçit ülkesi olarak önem taşımamıştır. O zamanki harita bilgileri ve İsviçre'nin coğrafi yapısı göz önünde bulundurulduğunda, İsviçre'yi işgal etmenin savaşan güçler için büyük bir külfeti olacağı düşünülmektedir.
Nüfus oranına göre düşünüldüğünde büyük bir orduya (?) sahip olan İsviçre'den çekinildiği düşünülmektedir!
A- Savaşın Sebepleri
I. Dünya Savaşı'nın sebepleri, 19. yüzyıl gelişmelerinde yatmaktadır.
19. yüzyılda kendini gösteren hızlı sanayileşme, Avrupa'yı dünyanın sermaye, sanayi ve üretim merkezi haline getirmişti. Fransız İhtilâli'nin Avrupa'da yarattığı Milliyetçilik Akımı, bu kıtadaki kuvvetler dengesini büyük ölçüde değiştirerek, yeni "ulus-devletlerin" ortaya çıkmasına yol açtı. Almanya ve İtalya, yeni kuvvetler dengesinin iki önemli unsuru olarak ortaya çıktı.
Özellikle Alman Birliği'nin kurulması sırasında şekillenen Alman-Fransız uzlaşmazlığı, I. Dünya Savaşı'na yol açan gelişmelerin temelini oluşturmaktadır. Zira, bir Orta Avrupa gücü olan Prusya'nın öncülüğünde doğan Almanya, Avusturya-Macaristan ve Fransa ile ortaya çıkan çatışmalar sonucunda kurulmuştu. Prusya; Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun onurunu koruyarak, onu yanına almayı başarırken "Germen Birliği"nin öncülüğünü de üstlenmişti. Ancak imparatorluğun kurulması, Fransa'ya indirilen ağır bir darbenin sonucunda gerçekleşmiş ve Alman İmparatorluğu'nun kuruluşu işgal edilen Paris'te ilân edilmişti. Fransız onuruna indirilen bu ağır darbe Alman-Fransız uzlaşmazlığının esas sebebidir.
Alman Birliği'nin gerçek mimarı olan Prusya Şansölyesi Prens Bismarck, Fransa'nın muhakkak bir intikam savaşına gireceğini tahmin ediyor ve bu ihtimali ortadan kaldırmak için de usta bir diplomasi uyguluyordu. Fransa'nın Avrupa'da yalnız bırakılması esasına dayalı olan bu politika şu mantığa dayanıyordu : Fransa'nın Almanya ile tek başına savaşması mümkün değildi. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 1868 Beyaz Garanti Antlaşması'yla Alman politikalarına sıkı şekilde bağlanmıştı. Bu durumda, Fransa'nın işbirliği yapabileceği iki devlet kalıyordu : İngiltere ve Rusya. Bismarck'ın uyguladığı politika, Fransa'nın, Almanya'ya karşı bu devletlerle anlaşmasını önlemek olarak özetlenebilir. Bunun için bir yandan, Rusya'nın Balkanlarda izlediği yayılma politikalarını denetim altında tutmaya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Rusya arasında, söz konusu bölgede devam eden rekabette bu iki devlet arasında olabildiğince dengeli davranmaya özen gösterirken; öte yandan İngiltere ile de bir çatışmadan kaçınıyordu.
19. yüzyıl boyunca İngiltere'nin izlediği dış politika üç temel esas üzerine oturtulmuştu :
1-Avrupa'da "kuvvetler dengesini" korumak, yani kıtada herhangi bir gücün egemen duruma gelmesine mani olmak; ancak Almanya'nın 1870'den itibaren dengeleri sarstığı ortadaydı.
2-Denizlerde rakipsiz bir güç olarak egemenliğini sürdürmek.
3-Sömürgeleri arasındaki bağlantı noktalarının güvenliğini sağlamak.
Bismarck, 1890'lı yılların başlarına kadar bu ilkelere saygılı davranmış ve Almanya'nın bir dünya gücü durumuna gelmesi için harekete geçmekten kaçınmıştı. Sömürgecilik rekabetinden kaynaklanan çatışmaları Avrupa dışında tutmayı ve İngiltere'yi ürkütmemeyi önemseyen Bismarck'ın izlediği bu politika, ilk Alman İmparatoru I. Willhelm'in ölümüne kadar başarıyla uygulandı. Uzlaşmazlıklar, diplomasi yoluyla çözüldü ve Fransa'nın Rusya ve İngiltere ile birleşmesi engellendi. Ancak 1890'da amcasının ölümü üzerine Almanya İmparatoru olarak tahta geçen II. Willhelm, Şansölyenin bu politikasını korkakça buluyor ve bir dünya gücü haline gelmek için harekete geçme zamanının geldiğini düşünüyordu. Bismarck'ı iş başından uzaklaştıran II. Wilhelm, bu hedeflerine ulaşmak için öncelikle güçlü bir donanma oluşturmak üzere hazırlıklara girişti. Hamburg'da kurulan tersanelerde büyük gemiler inşa ederek, denizlerdeki İngiliz egemenliğini tehdit etmeye yöneldi. Osmanlı Devleti ile ilişkilerini geliştirerek, "doğuya doğru atılım" politikasını uygulamaya girişti. Osmanlı ülkesinin sınırları, Arap Yarımadası dolayısıyla Hint Okyanusu'na kadar ulaşıyordu. Almanya'nın Osmanlı Devleti ile yakınlaşması, İngiliz sömürgelerini ciddî şekilde tehdit altına alınması anlamına geliyordu. Bu durumu gören İngiltere, Almanya'nın artık durdurulması gerektiğini düşündüğünden, Rusya ve Fransa arasındaki pürüzleri ortadan kaldırarak bir ittifak oluşturmayı temel siyaset olarak benimsedi. Bu yeni İngiliz politikasının sebeplerinden biri Osmanlı Devleti'nin zayıflığıydı ve 1877/1878 Osmanlı -Rus Savaşı, Osmanlı Devleti'nin tek başına ayakta durmasının artık mümkün olmadığı kanaatini kuvvetlendirmiş bulunuyordu.
Bağdat Demiryolu'nun inşası için ortaya çıkan rekabet, Almanya'nın doğuya yönelmekteki kararlılığını iyice göstermiş bulunuyordu ve Sultan II. Abdülhamid'in büyük devletler arasındaki rekabetten yararlanarak Osmanlı Devleti'nin varlığını sürdürme şeklinde özetlenebilecek "denge politikası" aslında Osmanlı ülkesini rekabetlerin neredeyse açık bir çatışma alanı haline getirmişti.
Bu gelişmeler sonucunda Avrupa'da bir bloklaşmanın da temelleri atılmış oldu. Bir tarafta 1868 anlaşmasıyla birbirine sıkı sıkıya bağlanmış olan Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarının oluşturduğu Pan Germen Bloku, gevşek bağlarla da olsa İtalya'yı da yanına alarak "Üçlü İttifak"ı ; diğer tarafta ise Avusturya ile rakip durumda bulunan ve Osmanlı ülkesinin "Doğu Anadolu" ve "Balkan Yarımadası"'ndaki topraklarını kendi doğal yayılma alanı olarak gören Rusya, Almanya'dan intikam almak için fırsat kollayan Fransa ve kendi imparatorluk politikalarını tehdit altında gören İngiltere'nin oluşturdukları "Üçlü İtilâf"ı oluşturdular. Bloklar arasında giderek artan silahlanma yarışı, bunalımı tırmandırdı ve 1914 yılında Balkanlarda patlak veren bir kıvılcım, Avrupa'nın "dünya egemenliğinin" sonunu getirecek olan I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesine yol açtı. Bir Sırp milliyetçisinin, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtına suikast düzenleyerek öldürmesi (28 Haziran 1914), bu ülkenin Sırbistan'a saldırmasına, Sırbistan'la anlaşmış olan Rusya'nın Avusturya-Macaristan'a savaş açmasına, Avusturya'ya garanti vermiş olan Almanya'nın Rusya'ya ve bunun üzerine Fransa ile İngiltere'nin de Almanya'ya savaş açmasına yol açtı. Birbirlerine ittifaklar yoluyla bağlanmış olan devletler zincirleme olarak kendilerini savaşın içinde buldular ve tam bir Avrupa savaşı başladı (28 Temmuz 1914). İtalya ve Osmanlı Devleti, savaşın başında tarafsızlıklarını ilân ettiler. Almanya'nın bir baskın savaşla Fransa'yı ele geçirme stratejisi uygulanamadı ve 1914 yılının yaz aylarında Avrupa'daki savaş bir tabya savaşına dönüştü. Almanya, üzerindeki baskıyı hafifletmek ve savaşı geniş bir cepheye yayabilmek için Osmanlı Devleti'ni kendi yanında savaşa sokmak üzere ciddi bir çaba içine girdi.
|