İlk defa
1999 yılında, 27 yaşındaki Filistinli Khaled Abuzarifa, ağzı
bantlanarak ülkesine gönderilmek için uçağa bindirilildiği
sırada yaşamını kaybetmişti. 2001 yılında, benzer şekilde
iltica taleplisi Samson Chukwu, ülkesine gönderilme korkusu ile
sınır dışı etme hücresinde tutulurken öldü. Yine benzer bir
şekilde, Wallis Kantonu'nda başka bir iltica taleplisi, sınır
dışı edilmek üzere elleri polisler tarafından bağlanmaya
çalışılırken kalp yetersizliğinden hayatını kaybetti.
Zorla
sınır dışı edilmelerin insanlık dışı bir olay olduğu açık.
Kendini savunamayacak durumda olan bir insanın elleri ayakları
bağlanarak bir uçağa bindirilmek istenmesi ise tam bir trajedi.
2009 yılında İsviçre, 360 iltica taleplisini bu yöntemle
İsviçre'den zorla sınır dışı etti. Bu yılın ilk üç
ayında zorla sınır dışı edilenlerin sayısı 27 oldu. İsviçre
İltica Yasası'nın bu şekilde uygulanması pek çok uluslarası
anlaşmaya da aykırı bir durum.
Bir
insanın yaşamının gereksiz yere tehlikeye atılması kabul
edilemez, bu insanın geldiği ülke, amacı, ne yaptığı bu durumu
değiştirmez, değiştirmemeli. İsviçre resmi makamları bu konuda
kulaklarını tıkamaya, gözlerini kapatmaya devam etmemeli,
ırkçılığa yelken açmış bir devlet görüntüsünden
uzaklaşmalı. Anayasal haklar, iltica talebi reddedilmiş olsa da
tüm insanlar için değer taşımalı.
Bir
insanın gereksiz yere hayatını kaybetmesi insanı utandıran üzücü
bir durumdur. İsviçre hükümeti, Göçmen ve İltica Yasalarının
bu şekilde uygunlamasına engel olacak önlemler almak zorundadır.
Sonucunun ne olacağı bilinmeyen bir uygulamadan hemen vaz geçilmeli
ve zorla sınır dışı etmelere bir son verilmelidir.