tl tr
  1538 - 05.05.2010

 
 
Yeni Kitabı İçin Bir Hafta Boyunca Havaalanında Yaşadı.

Dünyaca ünlü İsviçreli Filozof Alain de Botton ülkemizde de çok iyi tanınan ve sevilen bir düşünürdür. Her yazdığı kitabı ülkemizde de çok sevildi, çok tutuldu, çok okundu. Türkçe'ye de çevrilen onlarca kitabının arasından Felsefenin Tesellisi, Görmek ve Bakmak, Mutluluğun Mimarisi, Aşk Üzerine ilk akla gelenlerden.

Gülter Locher

 

Alain de Botton 40 yaşında. Kitaplarını okurken içimizden biri ile sohbet edercesine bir duyguya kapılıyoruz ; çünkü O, en çok insanlığın en büyük soruları ile ilgileniyor, bunlar üzerine düşünüyor ve yazıyor ; daha doğru bir ifadeyle okuyucusu ile bu temel sorular üzerine entellektüel; ama bir o kadar da mütevazi bir sohbete giriyor : Doğum, evlilik, çalışma yaşamı, ölüm gibi.


Geride bıraktığımız 20. yüzyılın ve içinde bulunduğumuz devamını yaşama savaşındaki insanların en büyük, en acı veren, en karmaşık ve daha pek çok « en »leri içinde barındıran soruları. Çağımızın önemli düşünürleri arasında haklı olarak oturduğu tahtında yürek sıkıntılarımızı hisseden, çaresiz acılarımızı bilen, cevapsız sorularımız üzerinde kafa yoran filozof, kitaplarıyla bize ulaşarak bizi aydınlatıyor, cesaretlendiriyor, duygu-beyin birlikteliğimizi güçlendirerek, duygusallığın da düşünce yaşamımızdaki önemli yerinin yabana atılamayacağına bizi ikna ediyor.

İişte böyle bir entellektüel Alain de Botton, yani; Martin Luther King'in meşhur formülündeki gibi: "Intelligenz +Charakter = Kişilik.  Karakteri biraz da duygusallık olarak düşünecek olursak, ona akılla şekillenmiş müthiş insani yetkinliğe sahip bir aydın diyebiliriz rahatlıkla.

 

Alain de Botton'un son kitabı Havaalanında Bir Hafta da tıpkı diğer kitapları gibi pek çok yüreğe ve zihine ulaşacak. Düşünür, kitabını yazmaya başlamadan önce bir hafta hava alanında yaşadı. Kendisi de sekiz yaşından beri Londra'da yaşayan Botton, Avrupa'nın en büyük havaalanı olan Londra'daki Heathrow Airport'un 5. terminalinde, yolcuları en iyi  şekilde gözlemleyeceği bir yere yerleştirmiş olduğu masasının başında bütün gün oturmuş. Ayrıca havaalanının her tarafına girip çıkmak ve bakmak için de bir izin belgesi vermişler kendisine.  Yazar burada pek çok yolcu ile tanışmak ve konuşmak imkanı bulmuş. «Çok ilginç temaslarda bulunduğum, çok yoğun günlerdi benim için » diyor.

Havaalanlarındaki yolcular sürekli stres içindeler: Burada bir ara dünyada yaşıyorlar, mümkün olabildiğince çabuk hedefe ulaşmak istiyorlar. Evlerinde değiller ve hiçbir yere de ulaşmış değiller henüz. Hava yolcuları büyük bir şiddet hissediyorlar ; batıl inançların ve teknolojiye güvenin birbiriyle böylesine şiddetli çarpıştığı hiçbir yer yok, Botton'a göre. Botton, hepimizin kusursuzluğu beklediğimizi ve bunu bulamadığımızda anlayışız olduğumuzu anlatıyor. Havaalanlarında moderni, hareket halindeki pek çok konuda yaşıyoruz : zincirden boşanmış alışveriş ve çevreye verilen zararlar, globalleşme ve en küçüklerin kaderleri : Kavuşmalar veya ayrılıklar. Güzellik ve korkunun büyüleyici karışımını yaşıyoruz.


Tanrının göklerinde yolculuk yaptığımızda ölümle yaşam arasındayız : Yakıt bitebilir, uçak düşmeleri sonucu birçok insanın yaşamını kaybettiği de tekrar tekrar duyulan trajik haberler arasında.


Bu durumdan dolayı çok sık hava yolculuğu yapmak zorundaki insanlar kendilerini, -dini inançları çok güçlü olmasa bile- havaalanlarındaki ibadet odalarına uçuştan kısa bir süre önce girmekten  alıkoyamıyorlar. İstatistiklere göre, hava yolculuğu en emniyetli hareket etme olanağı vermesine rağmen hava yolculuğuna çıkan insanlar havaalanlarında rasyonel olamıyorlar.


''İnsanlar yığın muamelesi görüyorlar...''


İnsanlar, havaalanlarında bir yığın muamelesine tabi oluyorlar. İnsanlık ve bireycilik baskı altına giriyor: Numaralanıyorlar, bu incitici bir durum. Küçük acil vakalar sabit şekilde gerçekleşiyor, bunlar caddelerde yaşananların benzerleridir: Havaalanlarına sevinç ve dram hükmediyor, katışıksız, saf bir hayat. Bütün seyahat edenlerde olduğu gibi buradakiler de mutluluğu yaban(cı)da buluyorlar. Soğuk kış aylarında sıcak güney ülkelerine uçuyorlar. Bu nedenle de Check-in ve gümrük işlemlerine tahammül ediyorlar. Avrupa'nın en büyük havaalanı olan Heathrow Airport'da bu işlemler özellikle çok kompleks; 70.000 çalışan yılda en az 70 milyon yolcunun işlemlerini yapmak zorunda. Burası bir nevi küçük ve kapalı bir dünya.


''Benzin istasyonları kadar çirkin...''


Botton'a göre estetik olarak, havaalanı dünyaları benzin istasyonları kadar çirkin. Yazar, Heathrow 5 terminalinde kendisini bazen heybetli bir katedraldeki gibi duyumsuyor, bu heybetli büyüklük karşısında aniden çok küçüldüğünü hissediyor. Geceleri de bu his çok fazla çelik ve suni ışıklar tarafından destekleniyor.


Alain de Botton son volkan patlamasına da değinerek doğa afetleri ve insan düşüncesi arasında da bir analiz yapıyor :

Teknolojik gururumuz sayesinde kaderimizi kontrol altına aldığımızı düşünüyoruz. Tüm problemlerin çözüldüğünü, insan olarak artık doğal afetlerin oyuncak topu olmadığımızı sanıyoruz. Oysa tam aksine biz  doğanın gücü karşısında tekrar tekrar onun oyuncak topu oluyoruz !  


« Seyahatlerin masumiyet zamanları kati olarak passé. »


« Evet. Masumiyet passé. » şeklinde yanıtlıyor düşünür, seyahatlerin eski kaygısız günlerinin geride kalıp kalmadığına ilişkin bir soruyu. Bir yandan seyahatlerin oldukça konforlu hale gelmesinden memnunluk duyarken, bir yandan da zaman ve mesafe duyularımızı yitirdiğimiz için onu lanetliyoruz. Birkaç saat içinde Mumbai'de, Rio'da veya  Montego Bay'da olabiliyoruz. Tek şikayetimiz jetlag. Ama Venedik'e seyahatlerimizde havayolu yerine Alp Dağlarının üzerinden kara yolu ile gittiğimizden, bu seyahat bize daha realist gelir. Teknolojinin hızıyla arzularımızı doyurabilmek, bizi çoğunlukla baştan çıkarmaktadır.

 

Havaalanları biz insanlardan çok daha farklı işliyorlar, çok rasyonel. Her şey çok kontrollü ve etkili yürüyor: Check-in, transfer, anonslar. Yemekler dahi sanayileşmiş bir şekilde üretiliyor. Hiçbir şekilde doğal değil, astronotların besinleri gibi. "Bizler ne kadar tuhaf bir türüz?"


Tüm bunlara rağmen Botton, havaalanlarını romantik de buluyor. Çünkü orada çok yoğun şeyler oluyor, çok duygusal. Gülmek ve ağlamak, kavuşmak ve ayrılmak. Bunlar Alain de Botton'un son kitabı olan Havaalanında Bir Hafta'da en çok dokunduğu konular. "İnsanlar bana doğru geliyorlar, sanki ben bir rahipmişim, onlar da günah çıkaranlarmış gibi bana "şey"ler itiraf ediyorlar: Birisi iki ayrı kıtada yaşayan birbirlerinden habersiz iki nikahlı karısı, iki kaynanası ve beş çocuğu olduğunu anlatıyor; bir diğeri ben sanki informasyon bürosuymuşum gibi yol soruyor veya kendisine alışverişinde refakat etmemi rica ediyor. Bazısı da benim bazı problemleri çözebileceğime inanıyor. Bir kısım British Airways çalışanı da bana şeflerini şikayet etti.


Göklerde uçmak. Bu muhteşem bir şey. Özellikle fakir ülkelerin insanları için öyle önemli bir deneyim ki bu kimselerin çoğu çevrelerindeki herkesi de beraberlerinde taşımayı çok arzu ediyorlar. Yanlarında torbalarla, paketlerle tüm eşyalarını taşıyorlar. Hava yolcuları ne kadar zenginse yanlarında da o kadar az bagajları oluyor; ne de olsa bu First-Class yolcuları ihtiyaçları olan her şeyi gittikleri yerden de satın alabilirler.


"Bu ayrıcalıklı kişiler mutluluklarını her yerde satın alabilirler mi?" şeklinde bir soruya karşılık Botton:


''Ben mutluluğun çok daha büyük bir konsepti olduğunu düşünüyorum. Bu bir moral ve değer sorusudur. Biz batılılar için çok uzun zamanlardan beri çok para sahibi olmak en önemli değerdi. İkinci önem verdiğimiz şey ise evlenmek, aile sahibi olmaktı. Bunlar 20. yüzyılın en önemli batılı idealleriydi. Bu değerler şimdi çok büyük bir baskı altındalar. Finansal kriz ve çok yüksek boşanma sayısı realite oldu. Artık bu halk modeli sallanmaktadır. Güzel romantik rüyalar yalnızlığa ve strese giden bir çıkmaz sokakta son bulmaktadır. Diğer konuya da ters tarafından bakınca -yani zenginliğin ters yanına-; dünyamızdaki çevre kirliliğinin büyüdüğünü görmekteyiz. Buna benzer konuları konuşmak ve tartışmak amacıyla Bloomsbury'de "Hayat Okulu" açtım. Burası bir nevi üniversite. Bu iş bana zamana ve sinire maloldu: Sürekli doluyuz. Medyadaki yankıları ise çok büyük oldu.


Ben klasik bir üniversite olan Cambridge'i bitirdim. Bu benim yaşamımın çok sıkıcı bir dönemiydi.  Günümüzde insanlar Google kanalıyla bilgiye ulaşabilirler, sahip olabilirler. Ama daha sonraları deneyimlerimizle anladık ki bu hiç de böyle olmuyor. Çünkü zamanımız yok. Ayrıca yaşamın cevap bulamadığımız soruları çok fazla. Akademisyenler ise çok intelegent olmalarına rağmen yanlış sorulara odaklanıyorlar. Küçücük sorular için beş yıllarını veriyorlar; mesela "buna rağmen" sözünün cümlenin neresine yerleştirilmesi gerektiği gibi.


Alain de Botton büyük soruların yanıtları üzerine düşünüyor ve yazıyor. Yazar, modern dünyanın uzman kişilere ihtiyacı olduğunu söylüyor. Doğmak, evlenmek, çalışmak, ölüm, güzel ve çirkin, tuhaf ve trajik gibi büyük hayat soruları ile ilgilenmeyi tercih ediyor. Botton, trajedinin hayatın içinde olduğunu belirtiyor. ''Biz hepimiz biliyoruz: Öleceğiz! Ve sevdiğimiz insanlar da ölecekler. İnsan bunları bile bile hayatından memnun yaşayabilir mi? Bu bilgi bizim için ağır bir yüktür. Belki de bu nedenle mutluluğu hep yaban(cı)da arıyoruz.''

 

Alain de Botton'un sevdikleri ve sevmedikleri:

 

Sevdikleri: Marcel Proust'un her sözü, Ton balığı sandöviçi, Tokyo geceleri, Roma'da öğle uykusu, boş trenlerde seyahat, Marc Jacob elbiseleri içindeki 30'lu yaşlardaki kadınlar, Buda rahiplerinin çay seremonileri, Stendhal'ın "Kırmızı ve Siyah"'ı, Smalltalk, Aperatif içkiler, Bulvar basını, küçük göller. uzun uçak yolculukları, yazı masası başında okumak, Sigmund Freud, Lunch, açık mavi renkte gömlekler, üzgün insanlar.

 

Sevmedikleri: Dostoyevski, pahalı İtalyan otelleri, Florida, çocuklarını ihmal eden ebeveynler, psiko analizlerden hoşlanmayan insanlar, herhangi bir şeyi taklit etmek isteyen mimari tarzı, uzun akşam yemekleri, adilik, elbise satın almak, mutlaka okşanmak isteyen köpekler, kanlı steak, pahalı saatler, yatakta okumak, mutlaka arkadaşlık kurmaya çalışan komşular.

    

 



 
 

Diger Haberler

İsviçre Haberleri »
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN PAKİSTAN'A YARDIM ÇAĞRISI
TISAB Üyeleri İftar Yemeğinde Biraraya Geldi!
Fakir Yabancıya İsviçre Pasaportu Yok!
İşsiz Genç Yetişkinlere Destek
İSVİÇRE'DE DİNLER HAFTASI


Ekonomi »
Aslanlar Group Farkıyla Ev Sahibi olun!
100 Yıllık İsviçre Firması Sika Türkiye'yi AR-GE Merkezi Yaptı
Üzücü Rekor: 2010 Yılının İlk Yarısında İflas Rekoru Kırıldı
SunExpress'ten Büyük Yenilikler
Açılış Ateşi: İsviçre Ticaret Dünyasında 2010 Yılı İyi Başladı


Organizasyonlar »
2010 Öğrenim Festivali'ne 7'den 70'e Herkes Davetli
Zürih'te Cemil İpekçi'yle Osmanlı Rüzgarı...
Zürich'te Binbir Gece Masalı...
Ata Demirer Kahkaya Boğdu!
Zürih'te Karadeniz Fırtınası


Dünyadan »
Fuhus Cetelerinin Yeni Hedefi: Genc Erkekler
Türk Yunan İlişkilerinde Olumlu Adım
Parasız Yaşam Deneyi Devam Ediyor
ABD Tarihinin En Büyük Silah Satışı!
Ölmüş Hayvanları Klonlayıp, Satıyorlar!


Kültür & Sanat »
Fazıl Say, Arabesk Dinleyen Türk Halkından "Utanıyor, Utanıyor, Utanıyor!"
Kilise, ''Biz İsa'dan Daha Ünlüyüz'' Diyen Beatles'ı 40 Sene Sonra Affetti
Franz Kafka'nın El Yazmaları Çalındı mı?
Matisse ve Picasso'nun Tabloları Çalındı!
Yeni Kitabı İçin Bir Hafta Boyunca Havaalanında Yaşadı.


İsviçre Tarihi »
İsviçre Tarihi 28. Bölüm
İsviçre Tarihi 27. Bölüm
1. Dünya Savaşı
İsviçre Tarihi 25.Bölüm, 1.Dünya Savaşı ve İsviçre
İsviçre Tarihi 19. Bölüm


Unia Haberleri »
14 Haziran 2011'de Kadınlar Greve Gidecekler
Hizmet İş Kolu Konferansı
Bonservisle İlgili Sorular
Yabancı Düşmanlığı ve Irkçılığa Karşı
Toplu İş Sözleşmesindeki Asgari Ücretler Yetersiz


Sağlık »
WHO: "Sünnet AIDS'in Bulaşma Rizikosunu Azaltıyor!"
Horlamak, Ağız Kokularının da Nedeni Olabilir
Sünnet Yaşı Neden Önemli?
İspanyol Hastaya Yeni Bir Yüz
İlkbahar Keyfiniz Zehir Olmasın; Böcek Sokmalarına Dikkat!


Gezi ve Tatil Rehberi »
Limon Bahçeleri ve Tarihi Eserlerle Dolu Tarsus
Alaçatı'da Rüzgârla Randevumuz Var!..
Asya'nın Batıdaki En Uç Noktası: Babakale
Güney Sahillerinin Gözdesi: Alanya
Doğası ve Mimarisiyle Tatilcilerin Gözdesi, Ünlü Akyaka


 
bl br
   
   
tl tr
  Kültür & Sanat


Fazıl Say, Arabesk Dinleyen Türk Halkından "Utanıyor, Utanıyor, Utanıyor!"
Kilise, ''Biz İsa'dan Daha Ünlüyüz'' Diyen Beatles'ı 40 Sene Sonra Affetti
Franz Kafka'nın El Yazmaları Çalındı mı?
Matisse ve Picasso'nun Tabloları Çalındı!
İstanbul Oyuncak Müzesi 5 Yaşında
TÜRK GENÇLİĞİNE BIRAKTIĞIM KUTSAL ARMAĞAN ''GENÇLİĞE HİTABE''
19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI
SON CENTİLMENLER SAVAŞI: ÇANAKKALE 1915
Nevruz Bayramı'ında Azeri Kardeşlerimizin Davetlisiydik
Müzede Dinozorlarla Gecelemek İster misiniz?!
CONNY-LAND 2010 Sezonunu Büyük Yeniliklerle Açtı
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın 90. Yıldönümü
Chopin 200 Yaşında:171 Saatlik Doğum Gününe 171 Saat Müzik
Altin Ayı ''Bal''a Gitti : Türk Fimi En İyi Film Ödülünü Aldı
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü
Dünyadaki Tek John Lehnon Müzesi Kapanıyor
İstiklal Marşı'nın Açıklaması
İstiklâl Marşı'nın Kabulü (12 Mart 1921)
Picasso'nun Tablosu Açık Artırmada 13,7 Milyon Frank'a Satıldı
Sertab, Eurovision'da ilk 3'e girdi!
 
bl br
   
tl tr
 
YAZARLAR
EDİTÖR
Turgut Karaboyun
t.karaboyun@pusulaswiss.ch
KÖŞE YAZARI
Gülter Locher
g.locher@pusulaswiss.ch
KÖŞE YAZARI
Sunay Akın
s.akin@pusulaswiss.ch
 
bl br
   
   
tl tr
   
bl br