Gülter Locher
Son yıllarda İsviçre politika
çevrelerinde sert rekabetler, karşıt düşüncelere tolerans
eksikliği, hakaretler günlük olaylar haline gelmiş; İsviçre'nin
tüm siyasi meclisleri öfkeli partililer tarafından çetin
tartışmaların yaşandığı gergin ve çözümsüz kalan
sorunlarla dolu savaş arenalarına dönmüştü. Bu arada
birbirlerini tehdit edecek kadar ileri gidenler bile olmuştu.
İsviçre’nin 1959'dan beri
devam eden efsanevi "Sihirli Formülü", Ekim 2003'de
itibaren SVP'nin önlenemez güçlenmesiyle yerle bir olmuş ve
toleranslı, siyasetçilerin dayanışmacı, anlaşmacı ünlü
arkadaşlık birliği tarih olmuştu. Artık itişme, arkadan vurma,
hatta parti arkadaşlarının bile kuyusunu kazma, komplo ile bakan
düşürme, parti içi ihanet, hakaret gibi davranış ve olaylar
benimsenir ve bazen de bu tarz davranışlar alkışlanır bile
olmuştu bu çevrelerde. Bu küçük fakat her yönüyle başarılı
ülkeye özgü zarif ve barışçı, halkına saygılı, onların
sorunlarına duyarlı hükümet yöneticileri, diğer pek çok
sorunlu ve daha büyük ülkenin, daha büyük hükümetlerinin
politikacılarına parmak ısırtacak bir değişim sürecine
girmişlerdi artık. Sonu görülmeyen karanlık bir tünele
girilmişti... Politikacıların iktidar hırsının her yönden esen
nereye sürüklediği belirsiz rüzgarına tutulmuş, nereye
tutunacağını artık göremeyen, şaşkınlaştırılmış halk, bu
siyasi düzeye yabancı olan ve hala alışamamış İsviçre
halkı...
Birbirini kovalayan ülke içi ve
dışı sorunlar, bir saat içinde yerini daha zoruna terkederek
önemini yitiriyor, sorunları çözme sorumluları, çözüm yerine
suçlu arama ve genellile de bulduklarını zannettikleri suçluyu
cezalandırma gibi uğraşlarla göz boyama yolunu seçiyorlar ...
Özellikle geçtiğimiz iki yıl
(2008 ve 2009) iç ve dış politikada çok olumsuz olaylar yaşandı
ve bu olayların yarattığı sorunlar hala da bitmiş değil. Devlet
yönetimini üstlenen bu üç kadının işleri hiç de kolay
olmayacak. Ama biz göçmenler de dahil tüm İsviçre halkı
heyecanlı ve umutlu.
İsviçre politikasında
kadının yeri
Sırası gelmişken İsviçre
politika tarihinde kadının yerine bir göz atalım: Kadınlar
İsviçre’de ilk kez 1971 yılında politik haklarına kavuştular.
Haklarının bu kadar geç verilmesine karşın, bugün İsviçre‘de
kadınların en yüksek politik kariyeri yapmaları son derece doğal
karşılanıyor. Ne var ki devlet yönetiminde hala erkekler sayıca
önde bulunuyor. İlk kez 2007 senesinde
Christoph Blocher’ın yerine Evelyn Widmer Schlumpf’un
seçilmesiyle, devlet yönetimindeki kadınların oranı %42,9'a
yükseldi. (Yedi kişilik bakanlar kabinesindeki bu durum çok çabuk
değişebilir.)
Kadınlar, kanton yönetimlerinde
de azınlıkta kalıyorlar; İsviçre geneline bakıldığında
belediye yönetimlerinin % 24.9’unu, kanton yönetimlerinin ise %
21,8’ini kadınlar teşkil ediyor.
Bu gözle görülür derecedeki
kadın siyasi temsilci azlığı o kadar da önemli mi diye soracak
olursak, sorunun cevabını vermeden önce nedenlerin önemine bakmak
gerek:
Her şeyden önce kadınların
sayısı, partilerin ideolojik yapılarına
göre farklılıklar gösteriyor; SP ve Yeşiller gibi sol çizgideki
partilerin temsilcileri arasındaki kadın sayısı sağcı
partilerin kadın temsilci sayısına karşı oldukça yüksek.
SP’nin meclisteki milletvekillerinin %41.9’u, Yesiller’in
%50’si kadın. Buna karşılık CVP’nin meclise soktuğu
milletvekillerinin %38,7’si, FDP’nin %19,4'ü ve pederşahi parti
SVP’nin ise sadece %12,9’u kadınlardan
oluşuyor.
Kadının siyasi aktivitesini
belirleyen etkenler yalnızca partilerin renginden kaynaklanmıyor;
siyasetle ilgilenmek isteyen kadınların karşısında bir de yerel
etkenler bulunuyor:
2007 senesinde sekiz kanton hala
sadece erkek milletvekili seçiyordu. Bunlar büyük meclisteki
sandalye sayısı beşin altında olan küçük kantonlardı.
Genellikle sandalye sayısı az olan küçük kantonlarda kadınların
milletvekili seçilmesi hala çok zor. (Bu küçük kantonların
arasında sadece Appenzell-Ausserrhoden ve Uri kantonlarının
milletvekilleri kadın.)
Tessin kantonu ile Batı İsviçre
bölgelerindeki kantonların da çok az kadın milletvekili
çıkarmaları ayrıca dikkat çekiyor.
Kadın milletvekili adaylarına
sadece partileri tarafından değil, seçmenler tarafından da daha
az şans tanınıyor. Ayrıca erkek aday sayısı ezici bir üstünlüğe
sahip: 2007 senesinde kadın milletvekili adayları sadece %12'yi
teşkil ediyorlardı. İsviçre'nin durumu bu konuda koyu Katolik
olan Güney Avrupa ülkeleriyle Doğu Avrupa ülkelerinin durumuna
benziyor. İsviçre'nin
yakın komşularında ise, kadınların siyasette bu derece şanssız
olduğu bir başka ülke yok.
Kadınlara siyasette az şans
tanınması bir ülkenin kadına genel bakışı konusunda önemli
ipuçları verir. Siyasi alanda şanslarının düşük olması,
kadınların ülke yönetiminde az söz sahibi olması kadına olan
güvenin hala yeterince büyümediğini götermez mi?
İsviçre'nin kadın çalışanları
aynı tahsili yapmış ve aynı işi yapıyor olsa bile hala erkek
çalışanlardan daha az para kazanıyor.
Bir iş yeri işçi sayısında tasarruf yapmak zorunda kalsa kadın
çalışanlar azaltılıyor.
Kadınlar sıklıkla, çocuk
sahibi olduklarında çocukları olması nedeniyle işşizlik ve
fakirlik tehlikesine maruz kalıyorlar.
İsviçre'de kadın hala cinsel ve
fiziksel erkek şiddetine karşı yeterince korunmuş değil. Kadın
günlük yaşamında cinsiyeti nedeniyle pek çok sorunla savaşmak
zorunda. İsviçre gibi gelişmiş bir ülke halkı için cinsiyet ve
cinsiyet nedeniyle ayrımcılık gibi bir tartışmanın dahi
olmaması gerekir. Kadının bu durumlarının değişmesi ise
kadının siyasette daha aktif, daha kararlı ve daha güvenli
dolayısı ile güvenilir olması gerekiyor. Kadının ülke
yönetiminde var olması çok önemlidir.
Yukarıda sorduğumuz sorunun
yanıtına gelince;
- Evet! Devlet yönetiminde
temsilcisi olmayan ya da yeterli temsilcisi olmayan azınlık ve
grupların sorunları çoğunlukla ciddiye alınmıyor, görmezden
geliniyor. Haksızlıklara uğramaları kaçınılmaz oluyor.
..............
Bazı durumlarda bazı grupların
çıkarları için beyaz koyunlar tekmelesin diye ''karakoyun!''
bile yapılırlar.